X Sensin 1.Bölüm


     

X-SENSIN-1.-BOLUM
  X SENSİN yazı dizisi haftalık bölümler halinde yayımlanan ve içerisinde herhangi bir kahramanın bulunmadığı, okuyucunun direk olarak kitabın kahramanı olduğu yazı dizisidir. Bu yazı dizisi X'in yaşanmışlıklar karşısında mücadelesini ve psikilojik çözümlemeleri ile hayat algısını yeniden şekillendirmesini içermektedir. Hikayesel anlatılan bu dizide hem felsefik hem psikolojik bir çok durumun çözümlemeleri bulunmaktadır.





1.BÖLÜM




"Kaybettikleriniz için üzülmeyin zira her kayıp yeni bir başlangıcın kapılarını aralar."





          Tüm gecenin yalnızlığını araladı perdesini açarken. Günün ilk ışıkları çarparken kavruk tenine, içinde alevleniverdi anıların hazin yanları. Bahçede gökyüzüne kanatlanan kuşları izlerken vurdu yüreğine onlarca özgürlükler içerisinde kendine hapsoluşu... Nefes nefes eksiliyor insan ve avuç avuç toprak oluyor aslında hele ki bir de yüzüne vuran güneşi, ağaç yapraklarını, uçan kuşları dahi sorguladığında bambaşka oluyor yüreği çırpınışları.

          X pencerenin önünden ayrılarak yatağının kenarındaki komidinin çekmecesinden haftalardır kapalı olan telefonunu aldı. Dış dünyayla tek bağlantısı olan bu aracı kullanmıyor kullanmakta istemiyordu. Zaten tüm bağlarını da koparmıştı herkesle. Telefonunu açtığında ardı ardına gelen mesajlar karşıladı X'i. Hiç birini okumadan öylece yatağın üzerine attı ve odaya göz gezdirdi. Haftalardır el değmeyen oda savaş alanı gibiydi. Öylesine boşvermişti ki herşeyi ne kendine ne etrafına nede başka şeylere zaman ayırmıyordu. Tek yaptığı şey sigarası ve alkolünü aldıktan sonra bu küçücük odaya tıkılıp bağır çağır söylediği şarkılardan ibaretti. Sesini duyuramadığı onlarca şeye idi bunca isyanı.  Ama artık bu durumda kendisine anlamsız gelmeye başlamış ve bir gece öncesi kararını vermişti hayatına yeniden başlamaya.

          Önce odasını toparlamaya karar verdi. Odanın karşı köşesindeki koltukta dağınık duran kıyafetleri sepete doldurduğu gibi çamaşır makinesine attı. Gardropun kapakları sonuna kadar dayanmış içerisinde rastgele alınan kıyafetlerin yarattığı dağınıklık vardı. Kıyafetlerin temiz olanlarını katlayıp yerlerine yerleştirirken araya kaynamış kirli olanları ise sepete doldurdu. Etrafa rastgele saçılmış olan eşyaları bir bir toparladı. Tüm problemlerin çözümüymüşçesine sarıldığı alkol şişelerini çöp poşetlerine doldurarak ortadan kaldırdı. Odayı her ne kadar düzenlemiş olsa da hoş olmayan kokuyu henüz yok edememişti. Camı açmadan önce üzerini değiştirerek dışarı çıkmak için hazırlandı. Camı aralayıp odanın havalanmasını sağlamak amacıyla odanın da kapısını aralıklı bıraktı ve paltosunu alarak uzun zaman sonra dışarıya attı kendini.

          Cebinden çıkardığı sigarasını bir kaç denemeden sonra ancak yakabildi. Derin bir nefes çektikti ciğerlerine sanki hayatın son nefesini, tüm anı ve birikmişlikleri çekti. Yanlış yapmıştı hayatın ona getirdikleri karşısında cezayı kendisine kesmiş günlerce haftalarca sadece yas tutmakla geçirmişti. Oysa kendini aramaya çalışmak, düşünmek, üretmek gereken zamanda olmadık düşünceleri bir bir şişelere doldurmuş sonra onları da çöp torbalarına... X kendinden kaçarken sığındığı limanlarda boğulmuştu. Keşkelerin verdiği pişmanlıklar, yarattığı düşmanlıkları bir bir hücum etmişti beynine beynine. Daha yeni yeni farkına varmaya başlamıştı. Dışarı da bir dünya, farklı yaşantılar, farklı insanlar vardı. Zaten tüm çilesinin sebebi de o farklılıkları farkedemeyişi idi. Yaşadığı her acı şeyde bütün insanlığı suçlu ve birbirine benzer ilan ediyor, kafasında kurduğu mahkemede önce tüm insanlığı yargılıyor daha sonrasında hepsinin kafasına birer kurşun sıkıyordu. 

          X sigarasından derin son bir nefes daha çekerek fırlattı. Mahallenin sonunda ki çocuk parkının önünden geçerken duraksadı ve  parkın içindeki salıncaklara yakın olan banka oturdu. Bu park çocukluğunun en güzel oyunları, gençliğininse gece yarıları sessiz sessiz göz yaşı döktüğü yerdi. Cebinden yeniden bir sigara çıkararak yakacaktı ki parkta çocukların olduğunu fark edip tekrar yerine koydu sigara paketini. Ellerini çenesinde birleştirerek salıncakta neşeli neşeli sallanan çocuklara daldı gitti. Tüm güzel hatıralarının mezarlığıydı şimdi mahur gözlerle baktığı o oyun alanı. En masum hislerinin en çıkarsız ve gönülden gönüle kurulan günahsız bağların tek yaşandığı yerdi bu salıncaklar.  Üstü başı toz toprak çamur içinde kalması idi eve gittiğinde olabilecek en kötü şey. Zaman insanı ne kadar da değiştiriyor!  Şimdilerde üstündeki kirlerin tamamı ruhuna siniyor insanın. X'in en büyük imtihanı da onu amansızca kovalayan, peşini hiç bırakmayan o lanet bir şekilde üzerine yapışan pislikleriydi.

           Derin derin sürekli düşüncelere dalması X'i iyice daraltıyordu. Kafasında kurguladığı onlarca şeyden artık kurtulmalı kendisine bir çıkar yol bulmalıydı. Oturduğu yerden ani bir hareketle doğruluverdi. Dakikalardır ısrarla çalan telefonunu cebinden çıkarıp ekrana baktıktan sonra gayet umursamaz bir tavırla tekrar cebine koyu verdi. Kendi ile kalmak istiyordu ve hayatında ona akıl vermeye çalışacak bir kişiye dahi tahammül edemeyecek kadar net tavırlar içindeydi. Tek gayesi önce kendini keşfetmesi idi.

           Parktan yavaş adımlarla ayrıldı. Yolda parke taşların kırmızı olanlarına basmadan yürümeye çalışıyordu. Biraz ilerledikten sonra cebinden sigarasını çıkardı ve bir tane yakarak derin derin çekmeye başladı. Eline hiç yakışmıyordu bu meret  ama müptelası olmuştu kısacık zaman diliminde ve tüm bırakma denemeleri sonuçsuz kalıyordu.  Hayatının küçücük bir zamanında yer verdiği belki de üzerine yüzlerce hayaller kurduğu insanın gidişiydi onu bunca yalnızlığa terk eden şey. Kendi içinde öldürdüğü onlarca inanmışlıklarının dışarı vuruşuydu her şeyden vazgeçmiş olması.

           Kaçmaya çalışıyordu. En çok kendinden,  sokak sokak adım adım tüm şehrin yüzüne vuran anılarından.  Kafasını kaldırıp baktığında sanki gökyüzü üzerine çöküyor, baktığı her yer saplanıveriyordu ciğerine. Aylarca kaçtı yüzleşmekten bu gerçekliklerle. Sürekli senaryolar yarattı kendince kahramanlarının kimler olduğunu dahi umursamadan yüzlerce binlerce farklı sahneler oynadı zihninde.  Önce küçücük bir hoşlantıyı büyük bir sevgi yaptı, sonra o sevgiyi bir anda aşk adletti. Yüreğine en çok batan şey de zaten kendisini kandırmış olmasıydı. Şimdi kendince kurduğu masal dünyasının tek kahramanıydı X. Bütün kahramanlar, karakterler bir bir gidivermişti sanal dünyasından. Kızıyordu kendine hayatının her şeyini ortaya koyarak yaşamasına rağmen mutluluğu  bulamayışına, onca kötü insan var iken tüm yanlışların kendini bulmasına...

          Kafasında yüzlerce şeyi kurcalarken duman duman içine çektiği sigarasının sonuna gelmişti. Hala telefonu ısrarla çalmaya devam ediyordu. Cebinden bir kez daha telefonunu çıkarıp ekranına baktığında on dört kez aynı aramayı gördü. Telefonundan bütün numaraları silmişti ve arayan numaranın ise kime ait olduğunu hatırlamıyordu. Telefonunu tekrar cebine koyacaktı ki bunu yaparsa yine kendinden kaçmış olacağını düşündü. Arayan kim olursa olsun telefona cevap verecekti. Telefonu bu kez cebine koymadı elinde tutarak yürümeye devam etti. Nereye gittiğini dahi bilmeksizin yürümeye devam etti.

          Hava bayağı soğumuştu, saatlerdir dışarıda amaçsızca yürüyordu ve artık soğuk tenine işlemeye başlamıştı. Yolun kenarında ki küçük sahafa yöneldi. Içeri girdiğinde binlerce kitabın arasında buldu kendini. Kafasında yüzlerce kurguladığı şeyler gibi burada da kurgulanmış onlarca yazın vardı. Uzun zamandır iki satır okumamış, kitapların kendine has o mürekkep kokusunu çoktan unutmuştu. Oysa o kadar çok severdi ki kitapları. Her birinde ayrı bir parça bulurdu kendinden ve mutlaka dersler çıkarırdı kendince satır aralarından. Şimdi kendini bulması için güzel bir fırsattı bu küçük sahafın raflarından el sallayan eserler. 

          X kitaplar konusunda çok seçici değildi. Ne zaman ona ne bulsa okuyor eleştirisi yapılsa, her kitap bir hayatı yada bir hayal dünyasını yansıtıyor ve ben farklılıkları seviyorum diyordu. Şimdi de öyle yaptı zaten biranda eline aldığı kitabın arka yüzünü okuyarak kararını verdi ve ücretini ödeyerek sahaftan ayrıldı.

           Dışarı çıkar çıkmaz buz gibi hava önce tenine sert bir dokunuş yaptı. Ardından ciğerlerini yakarcasına içine çekti. Paltosunun içine doğru kitabı yerleştirir yerleştirmez ellerini cebine koyuverdi. Her fırsatta yaktığı sigarasına soğuk havadan veto yemişti. Hızlı adımlarla ara sokaklara yöneldi. Eve dönmek için en güzel seçenek mahalle aralarından gitmekti. Şehrin sakin görünen fakat en sesli yerleridir bu mahalleler. En samimi arkadaşlıklar, en samimi komşulukların son kalesidir belkide yükselen binalar içerisinde kalmış bu köhne yerler. X'de böyle bir mahallede doğmuştu. Şehirde böyle mahallelerden bir kaç tane kalmıştı ve ne zaman buralardan geçiyor olsa içinde tatlı bir huzur doğuveriyordu. 

          Evin önüne geldiğinde apartman girişinde küçük bir kedi üşümüş köşeye kendini sarmalayıp oturmuştu. X önce kediyi alıp almama tereddütüne düşmüş olsa da daha sonrasında eline aldığı gibi bir üst katın yolunu tuttu. Dairenin kapısının önünde anahtarını çıkarmak için elini cebine attı. Tüm ceplerini yoklamasına rağmen anahtarını bulamadı. Zaten anahtarını unutmak artık onun için geleneksel bir hale gelmişti. Her zaman yaptığı gibi telefonu eline aldı ama maalesef tüm numarala sildiğinden bu kez çilingiri arayamayacaktı. Kapıya sert bir tekme attı bekledi. Elindeki kediyi yavaşça yere bıraktı. Iki arka sokakta bir çilingir vardı eğer kapanmamışsa kendini çok şanslı hissetmesi için büyük bir sebep olacaktı. Hoş, kapalı olsa dahi hiç değilse dükkan camından numarayı alabilirdi.

           Cep telefonu yeniden çalmaya başlamıştı. Daha önce verdiği kararı direkt olarak uyguladı ve cevapla butonuna tıklayıverdi. Karşıdan gelen ses tanıdıktı. Uzun bir sessizliğe gömüldü. Uzun uzun karşıdan kendisine hitap eden cırtlak sesi dinliyordu. X telefonu bir eli ile tutarken diğeri ile de üşümüş olan kedinin kafasını okşuyordu. Hayvancağız bir yere kıpırdamıyor tüm masumiyetiyle öylece sakin sakin duruyordu.

          Karşı komşunun kapısının aralandığını gördü X. Elindeki telefonu karşıdaki kişinin devam eden hararetli konuşmalarına rağmen kapatarak cebine koydu. Kapıdan çıkan yaşlı kadın büyük ihtimalle sesleri duymuş olacak ki merakından duramamıştı. 

          Yaşlı kadının alışık olduğu bir durumdu ve kapıyı açar açmaz X'e elindeki anahtarı uzatıverdi. Aylar önce yine aynı durumda kaldığında anahtarın bir kopyasını komşusuna bırakmıştı. Ama anahtarın bir kopyasının onda olduğunu çoktan unutmuştu. Yaşlı kadının elinden anahtarı  alıp, yere bıraktığı kediyi kucağına aldı. Kapısını biraz zorlansa da bir kaç hamlede açtı. Içeriye girdiğinde açık bıraktığı cam evi adeta buz tutturmuştu. Kucağındaki kediyi yere bırakıp hemen odanın penceresini kapattı. Mutfakta bulunan kombiyi açtı ve odasında bulunan elektrikli ısıtıcı ile daha hızlı ısınmak için takviye yaptı.

          Odasının köşesine kedi için hazırladığı bir kaç parça yiyecek ve suyu bıraktıktan sonra yatağına attı kendini. Tavana gözlerini dikip, odasına dolmuş olan temiz havayı ciğerlerine çekti. Uzun zamandır bu kadar ferah bir nefes alamamıştı odasında.

          Gözleri tavana bir kağıda yazarak yatağının tam üstüne yapıştırdığı bir motivasyon yazısına takılmıştı. Tam bir hafta öncesinde kendisini yenilemesi gerektiğine inandığında yazmış ve asmıştı. Kağıtta büyük büyük harflerle; 1- Asla kendin olamaktan vazgeçme. 2- Mücadele vermediğin hiç bir savaşı kazanacağını düşünme. 3- Hayat yalnızca senin, kendin için yaşa. Yazıyor ve en alta ise Friedrich Nietzsche'nin şu sözünü eklemişti "İyi insan olduğun için herkesin sana adil davranmasını beklemek, vejeteryan olduğun için, boğanın sana saldırmayacağını düşünmeye benzer." sözü yer alıyordu.

          X'in karar alırken yaptığı hatalar hep hayatında izler bırakacak noktalar olarak ona geri dönüyordu. Sevmeyi, sevilmeyi hayatında bir boşluk olarak görüyor ve o boşluğu sürekli birileri ile doldurmaya çalışıyordu. Bazen hiç ama hiç tanımadığı ve bir anda hoşlanmış olduğu birini dahi sevdiğini söylüyor, her defasında istemeden de olsa kendini kandırıyordu. Sevgiyi, sevmeyi o kadar basite indirgemişti ki. Hemen seviyor, bağlanıyordu. Kimilerine göre sevmek yıllarca sürecek bir serüvendi, X için ait olduğu her ten, her nefes hemen sevilebilecek kadar onundu.

          Yatağından doğrularak paltosunu çıkardı. Kapının arkasındaki askılığa paltosunu astı. Yatağına dönerken odanın yeteri kadar ısındığını fark edip çalışmakta olan elektrikli ısıtıcının fişini çekti. Kendini tekrar yatağına attı. Hemen sağında olan yeni aldığı kitabı eline aldı. Biraz doğrularak okumaya başladı. Sayfalar hızlı hızlı akıp gidiyordu. Kendini baya kaptırmıştı kitaba ve artık neredeyse yarılamıştı. Saatler ilerlemiş göz kapakları iyice küçülmüştü. En son kaldığı sayfayı üst köşesinden katlayarak belli ettikten sonra kitabı yandaki komodin üzerine koydu. Yatağından kalkıp mutfağa yöneldi. Bir bardak su içti her zaman ki gibi. Okuduğu bir sağlık dergisinde kalp sağlığı için önemli olduğunu öğrenmişti ve bunu artık kendisine alışkanlık edinmişti.

          Odasına geldiğinde gardropu açıp, bir eşofman ve t-shirt çıkardı. Üzerini değiştirip, ışığı kapattığı gibi kendini yatağına attı. Yeni başlangıcının ilk günü fena denilmeyecek kadar iyiydi. Sadece hala fazla fazla düşünüyordu. Ama bu kez kendini yargılamak yerine kıyaslamalı bir şekilde ideal olanı arıyordu.

          Insan içinde odak noktası yarattığında, farklı açılar ile görmeye yönelmiyor, ya kendini fazlası ile suçluyor ya da karşısındaki kişi ya da kişileri sürekli suçluyordu. Biraz içteki fırtınalar dinmeye başladığında doğru yorumlar ortaya çıkmaya başlıyor. X ise daha yeni yeni içindeki fırtınaları dindirebiliyordu. Biraz daha zaman biraz daha mahkemeler kurmaya ihtiyacı vardı.

          X uyuduğunda saat 02.24'ü gösteriyordu. Hem beden hem zihnen ciddi yorulmuştu. Yatağında kolu, bacağı ayrı yerlerde yatıyordu tıpkı ölü gibiydi. Epey bir zaman sonrasında ilk kez böylesi bir uykuya dalıvermişti. Kim bilir bedeni ne kadar da ihtiyaç duymuştu böylesi bir uykuya.  Hayata kızgınlığının tüm cezasını bedeni çekmişti.

          Sabahın daha ilk ışıkları odasının penceresinden süzülürken uyandı. Bu durum onun normal hayatının bir ritüeli idi. Her ne şartla olursa olsun mutlaka erkenden uyanırdı ve bunu herhangi bir alarm kurmadan kendini biyolojik olarak ayarlayarak yapardı. Erken uyanmak onun için hayatı daha çok yaşamak için bir fırsat, çok uyku ise sadece zaman kaybıydı.

Düşünceni Paylaş