Toplumsal Düzen Nasıl Değişir?

         

          Toplumsal düzen kimileri tarafından alkışlanırken, kimileri tarafından ise ciddi yergilerle karşı karşıyadır. Bu yazım da fikir dünyamıza küçük dokunuşlarla, Antik çağdan günümüze gelişen düşünce yapılarına ve kendimce ideal gördüğüm anlayışa kısaca değindim. Keyifli okumalar dilerim.

Toplumsal Düzen Nasıl Değişir?





           Kişinin toplumda konumlandırılması konusunda insanın varoluşu ile başlayan bir sınıflandırma yapılmıştır. Antik yunan düşünürlerine göre bu kişinin Ahlak, Akıl, Güç ya da üst güç tarafından kendisine biçilmiş olan yetilere göre belirlenmiştir. Ortaçağ için bu durum soydan gelen ya da dinsel güçlerle betimlenmiştir. Gücün paylaşımı ve toplumsal sınıflandırma her çağda farklılıklar gösterse de değişmeyen tek şey bu sınıflandırma dışında kalanların toplumun her zaman ötekisi olarak kalması olmuştur.

          Gelişen toplumsal düzen ve siyasal felsefik anlayışlar aydınlanma çağında farklılıklar göstererek devam etmiştir. Daha insani ve hatta neredeyse bu tarihlerden öncesi tüm felsefe düşünürlerinin bir birikimi olan ortak bileşkeler meydana gelmiştir. Aydınlanma çağında kimi düşünürler mevcut düzene övgüler ya da cesur yergi ve ideallerin ütopyası yazınlar şeklinde gerçekleşmiştir. Machiavelli'ye baktığınızda Prens kitabında mevcut düzene övgüler yağdırırken aynı zamanda da devlet realitesini ön planda tutar anlayışı ile diğer tabakları aslında yoksaymış olduğunu görürüz. Sosyalist olarak adlandıracağımız yazarların ise çok fazla bireyi ön plana çıkararak düzene neredeyse tamamı ile aykırı oldukları aşikardır.

           Modern dönemin inşacıları olan aydınlanma düşünürleri genel anlamda belli -izm'lerin peşinden çok fazla takılı kalmaları sebebi ile benim düşünce yapıma göre fazlasıyla eleştiriyi hak etmektedirler. Çünkü düşünce dünyası belirli kalıplar etrafında doğruyu aramak yerine belirli tezlerin adeta savunuculuğunu üstlenmişlerdir. Örneğin Marx ve ya Engels bu kadar sosyal düzen eleştirisi yapmaları takıntı haline gelmiş görünmektedir ki hayatın diğer argümanlarını, gerçeklik ve doğruluk arasındaki ayrımı yeterince tahlil edememelerine sebep olduğu kanaatindeyim.

          Günümüz toplumsal yapılanmasını ise zannımca en güzel ayrımı yapabilmiş olan yazar Arthur Shopenhauer olduğunu söyleyebilirim. Zira Hayatın Bilgeliği adlı eserinde kişiyi üç argümanla bağdaştırmıştır ki bunlar; Kişinin Karakteri, Kişinin Sahip Oldukları(maddi), Kişinin Övünç Kaynakları(Şöhret, Onur, Ün, Gurur)'dır. Günümüz toplumunda hayat yapısı gerçekten de bu argümanlar üzerine kuruludur. Fakat siyasal ve toplumsal kabuller gereği şu an ki gözlemim kişinin sahip oldukları her şeyin önünde gelmektedir.

          Toplumun kişi karakteri ve övünç kaynaklarına bakmaksızın kişinin sahip oldukları üzerinden değerlendirmeleri kapital düzenin en bariz toplum üzerindeki etkisidir. Sistemin kapital olması bireylerin de kapitalleşmesini zorunlu hale getirdiğinin en açık örneği de bu olsa gerek. Şimdi sistemleri bireylerin etkilediğini savunan bir takım cenahın da dikkatini bu noktada toplaması gerektiğinin kanaatindeyim.

         Şimdi sanırım bu sistem nasıl değişecek peki sorularınızı duyar gibiyim. Öncelikle bir örneklemde bulunmak isterim. Kapitalizm size ihtişamlı altın bir tepside yüz binlerce mücevherat ve cezbedici görünümlerde ikramlarda bulunur ve size dilediğinizi seçme özgürlüğünü verir. Fakat siz neyi seçmiş olursanız olun kendi iradenizi ortaya koymuş olmazsınız. Çünkü size tepsiyi tutan el oraya sadece kendi istediklerini seçmeniz üzerine bir sunumda bulunmuştur. Dolayısı ile modern kapitalist sistem sizi şatafatı ile çoktan satın almıştır. Bu durumda yazımın ilk başlarında bahsetmiş olduğum antik düşüncede insan özündeki arayış, ortaçağ da iktidar ve düşünceler üzerine yoğunlaşmıştır. Modern dönem insanı bu iki zaman içerisinde gelişmiş olan düşünceleri, eğitim ve sorgulama anlayışları içerisinde değerlendirmedikleri sürece mevcut düzen içerisinde kalmaya devam edeceklerdir. Peki bu durum nasıl mümkün olacaktır?

          Öncelikle kişinin neye sahip olduğu değil kim olduğu yani kişiliğinin kesinlikle karakter oluşumunu doğru tamamlaması gerekmektedir. Daha sonrasında karakter sahibi kişinin, diğer toplum algısını maddi olan şeyler üzerine değil, kişinin onur,gurur gibi önünç kaynakları üzerine kurmalıdır. 
Yani demem o ki toplumsal genel kabulü maddi yetilerden çıkarıp, insan ve insan olabilme gereklilikleri üzerine kurmak gerekir. Bu durumda kişinin düşündüklerini dile getirmesi ve düşüncelerini çıkara bağlı olmayan argümanlarla doldurabilmesi hasıl olur. Bu durumda mevcut yanlışlıkları krala çıplak diyebilecek onur ve karaktere sahip olabilen kişiler inşa edecektir. Yani demem odur ki her doğruyu her yerde açıkça söyleyebilecek bir nesil ve düşünce dünyası insanlığın, insan olma gururunu, onurunu kurtaracaktır.

Düşünceni Paylaş