Zarif Ölüm Ötenazi

Kelime anlamı olarak yunanca eu iyi ve thenesia ölüm kelimelerinden doğan ötenazi günümüzde mutlu ölüm veya zarif ölüm olarak kullanılmakta olup tıp, etik, din, felsefe ve daha pek çok alanda tartışma konusu olan güncel bir sorundur.
Her ne kadar etik konulardaki bakış açımızın şahsımıza münhasır olduğunu düşünsek veya düşünmek istesekte her ahlaki ve etik konuda olduğu gibi gerçekte düşüncelerimiz yüzyıllardır biriken çeşitli felsefi düşünce akımlarının etkisiyle oluşmakta olup hem bireysel hem de toplumsal çapta sürekli bir değişime tâbidir.
Zira baktığımızda M.Ö. 5.yy ve dolaylarında ötenazi her ne kadar Hipokrat'ın tıbbi pratiğinde yasaklanmış olsada hem gönüllü hem de özellikle ordularda görülen gönülsüz ötenazilere sıkça rastlanılmaktadır.
“…talep olsa dahi hiç kimseye öldürücü zehir vermemeye veya tavsiye etmemeye…” Hipokrat Yeminidir.
Ancak daha sonra Hristiyanlığın yükselişi toplumların Antik Yunan ve Roma bireyselciliğinden Katolik kilisesinin öngördüğü  çoğunluk ve tanrı için birey anlayışının yerleşmesiyle birlikte insanın kendi yaşamı üzerindeki özgürlükleri kişinin bağımsız bireyden önce toplumun bir parçası olarak algılanmasıyla birlikte sınırlandırılmaya başlandı. Thomas Aquinas’ın bu felsefeyi sistematik hale getirmesi ile birlikte yüzyıllar boyunca ötenazi batı toplumunda sadece yasaların değil insanların gözünde de katiyen yanlış olduğu düşüncesi yaygınlaşmıştır.
Daha sonra 19.yy da John Sttuart Mill’in hem toplumumuz hem de toplum ahlaki üzerindeki etkisiyle birlikte bireyin kendi yaşamını gururlu bir şekilde sonlandırmasının doğruluğu tekrar tartışılabilir bir hale geldi.
“Birey kendisi, kendi vücudu ve kendi aklı üzerinde egemendir.” J.S. Mill
Amerika’da başta olmak üzere bu dönemi takiben pek çok ötenazi destekçisi grup kurulmuştur. Ancak 2. Dünya savaşında nazi Almanyası egemenliğinde uygulanan gönülsüz ötenazi vakaları ve Euthenesia’nın Eugenesia(gen temizliği) bağdaştırılması toplumda ötenaziye karşı olan karşıtlığı arttırmıştır ve bugün hâlâ dünya çapında ve Amerika’da yapılan istatistikler %67 gibi yüksek ötenazi karşıtlığını göstermektedir.

 Peki bir birey neden yaşama içgüdülerine rağmen kendi yaşamına son vermek ister?
Günümüzde tıp dünyasında kendi yaşamına son verme isteği tıbbi bir bir acil olarak değerlendirilmekte ve genellikle depresyon,  bipolar bozukluklar ve şizofreniye bağlı olur, dinde ise pek çok yerde tanrısızlığın bir dışa vurumu olarak adeta bir hastalık olarak bakılmaktadır. Ancak hem psikiyatride hem de dinde bir insanın bir amaç veya başkalarının iyiliği için kendini feda etmesi kabul edilebilir hatta teşvik edilebilir.  Kabul etsekte etmesekte dünyası sadece acıdan ibaret olan bir insanın çektiği acı sadece kendisine ait olmayıp yakınları da onunla birlikte bu uzayan yas sürecinde acı çekmekte ve belki de daha kötüsü bir yerden sonra bu acıya istemeden zihnin bir savunma mekanizması olarak tepkisiz hâle gelebilmektedir.
Öyleyse bir insanın başkalarını acıdan kurtarmak için olmasa bile kendisini acıdan kurtarmak için feda etmesine neden bir suç olarak bakıyoruz.
Asıl soru da burada başlıyor. Mutlu bir ölüm, onurlu bir ölüm mü?  Yoksa çaresiz acı içerisinde var kalma çabası mı?

Düşünceni Paylaş

  1. Soruların cevabını bilemem ama bence ölürken gülmek, "Sonunda kurtuldum" der gibi gülmek.

    YanıtlaSil
  2. Bir sınav olarak gördüğümüz dünya hayatında ötenazinin açıklaması başarısız bir sınav (yaşam) geçirmektense kısa yoldan sınav salonunu terkederek başarısızlıpı kabullenmektir. Teolojik olarak da her ne olursa olsun insanın kendi ölümünü istemesi kabuledilemez ve de sonucunda ruh cehennem azabıyla cezalandırılır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba. Öncelikle görüşleriniz için teşekkür ederim. Kısa yoldan sınav salonunu terk etmek olarak nitelendirdiğiniz mevzuyu intihar olarak değerlendiriyorum. Bu konuya açıklık getirmek gerekirse, Platon  “Kanunlar”  adlı  kitabında   “ Kendini  öldürenden  söz  ediyorum;  kaderini  talihin  yazgısından  zorla  koparıp  alan insan,  devletin  aldığı  bir  kararla  ya  da  çok  acı  veren  kaçınılmazlık  bir  talihsizlikle  zorlanmadığı  halde  korkakça  ve  alçakça  kendisine  haksız  bir  ceza  veren insan…  Her  şeyden  önce  bu  şekilde  ölenlerin  mezarları  ayrı  bir  yerde  olacak, yanına  bir  başkası  gömülmeyecektir;  sonra  devlet  toprağının  on  iki  bölümünün  sınırında,  ıssız  ve  adı  olmayan  yerlerde  törensiz  gömülecekler  mezarlar; mezar  taşı  ve  ad  yazılarak  belirtilmeyecektir.”  Platon,  “…çok  acı  veren  kaçınılmaz  bir  talihsizlikle…”  sözüyle  ötenazi  anlayışını  intihardan  ayırmış bulunmaktadır. Öyle ki ötenazi her koşulda kabul edilip uygunan bir sistemden ziyade çaresizlik ve büyük acı durumunda işleme konulan bir uygulama olmaktadır. Bir insanın hiçbir umudun olmadığı bir hastalık içerisinde uzun bir süreç mücadele etmesine rağmen kurtulamayağı net olan bir durumda var oluşu sadece acıdan ibaret olan bir bedenin her an ölümü bekleyerek kendisine ve çevresine verdiği azaptansa onurlu bir ölümü istiyor olmasını saygıyla karşılamalı. Bu konuyu İslam dini açısından yorumlayacak olursak da Türkiyede Diyanet Işleri , hasta geri dönüşün artık imkansız olduğu durumlarda yaşam ünitesinden çıkarılabilir diyerek pasif ötenaziyi kabul etmektedir.

      Sil

Yorum Gönder

Sizlerde bu yazıyı beğendiyseniz arkadaşlarınızla paylaşabilir, önerileriniz için yorumda bulunabilirsiniz.