Kan Kırmızı Bir Acı


’Manzarası güzel olan her yerde hep gün batımını izledim ben. Gün nasıl doğuyor acaba, hiç merak etmedim. Beni karanlık içine çekti hep. Karanlık bir defa göz kırpınca meskeniniz alacakaranlık oluyor zaten. Belki de olmuyordur, ama ben mucizelere olan inancımı yitirdim; çünkü eğer bir mucize gösterecek olsaydı bana Tanrı, bunu o gece yapardı. O pislik beni kanırtarak kanatırken, o hayvansı elleriyle ağzımı kapatırken onu öldürerek gösterirdi Tanrı bana mucizesini. Artık hiçbir mucize bana o anı unutturamaz, bu yüzden sevgili Tanrı’m, diğer kullarınla ilgilenmeye devam edebilirsin. Ben de kan kırmızı acılarıma yara bandı sararım.’’
   İçeri girdiğimi görmemişti Çiğdem. İçince hep böyle duygusallaşır, gözleri uzaklara dalar ve dudaklarını ısırırdı. Onun bilmediğim acılarına hep saygı duymuştum ve şimdi Tanrı’yla konuşmasına şahit olmuştum. Ne yapacağımı bilemiyordum. Kafam da güzeldi. Onun kafası da güzeldi. Şarap içiyorduk. Biraz daha duraksadım öyle ve öksürdüm.
‘’Ben büyük hatalar yaptım Tanrı’m. Ben boka battım Tanrı’m! Bu beni o kadar çok üzüyor ki her gece tırnak makasıyla etimi kesiyorum. O andan beri bedenimden kan akıtıyorum, bu şekilde temizlenebilir miyim Tanrı’m? Peki ya sağır olsam, o aşağılık, o iğrenç solumayı hiç duymamışım gibi unutur muyum?’’
   Birden arkasını dönmüştü, bunları söylerken beni görmüş olmalıydı, ama kesinlikle bana bakmıyordu. Doğrusu biraz korkmuştum. Elimi kaldırdım ve sallayarak sordum:
-      Çiğdem, iyi misin?
‘’İyi değilim Tanrı’m, hiç iyi değilim. 4 yıl sonra kalbim yeniden atmış gibi hissettim, bana papatya almış, sanki onlar kadar güzelmişim gibi baktı gözlerimin içine, eli elime değdi papatyaları verirken ve ‘ekmek gibi ellerin var; sıcacık.. seni niçin sevmeyeyim?’ dedi. Ben Cahit Irgat’ı çok severim Tanrı’m! Ama o beni niçin sevsindi? Ellerimi beğeniyor diye kestim ellerimi Tanrı’m, beni niçin beğensindi? Ama o yaralarımı, kesiklerimi saklamak için taktığım eldiveni de beğendi. İyi değilim Tanrı’m, hiç iyi değilim. Ben bunca acıdan gayrı sevgiyle, güzellikle bir olamam. Beni al Tanrı’m, beni al ve dünyayı güzellik kurtarsın.’’
   Gözlerini bir noktaya sabitleyip o ciddi konuşmasını dinlerken neredeyse ben bile inanacaktım, Çiğdem’in Tanrı’yla konuştuğuna, öylesine sahiciydi. Bir süre kendime gelemedim ve içimin ürpertisiyle böldüm sessizliği.
-      Çiğdem! Kendine gel!
-      Aaa, hoş geldin canım, gelsene, ben de dolunaya karşı şarap içiyordum.
-      Çiğdem ben zaten burdaydım.
  Hiçbir şey demedi Çiğdem, kadehini aldı ve dışarı çevirdi başını usulca. Öylece sızmışız sonra pencerenin önündeki o koltuklarda karşılıklı.
   Sabah Çiğdem’in neşeli mırıldanmalarıyla uyandım. Keyifli bir şarkıyla harika bir kahvaltı hazırlıyordu. Geceyi hiç konuşmadık.
   Bir hafta sonra Çiğdem’i o koltuğun üzerinde, kalbinde bir bıçakla, nefessiz bulduk. Yanında da iki satır:
   ‘’Çok güzel bir kalbin var dedi bana Tanrı’m; oysa güzel değil, kirlettiler benim kalbimi.’’

Düşünceni Paylaş

  1. Öncelikle merhaba, kaleminize sağlık. İlk okuduğumda etkilendiğim ama anlam çıkaramadığım bu yazı ikinci kez okuduğumda beni derin düşüncelerin içine soktu. Böyle bir şeyi bizimle paylaştığınız için çok teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Esas ben teşekkür ederim zaman ayırıp okuduğunuz ve değer görüp anlamaya çalıştığınız için daha da kıymetlisi yorumunuzu esirgemediğiniz için. Her zaman satır aralarında buluşabilmek dileğiyle..

      Sil
    2. Sizi takip etmeye devam edeceğim. Bir diğer yazıda buluşmak dileğiyle

      Sil
  2. Siz ikiniz de psikolojjiyi bozmuşssunuz.. Burak'ın yazısından geldim bu yazıya, ikiniz de bana öyle bir şey okuttunuz ki çöktüm düünyaya küstüm. Ellerinize sağlık ellerinize...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tam bağısız ruh hastaları olarak, anayasada yeri yok ama edebiyatı seviyoruz!

      Sil

Yorum Gönder

Sizlerde bu yazıyı beğendiyseniz arkadaşlarınızla paylaşabilir, önerileriniz için yorumda bulunabilirsiniz.